2021 Yılı Bütçesi

İsmail Küçükkaya | Fox Tv - 2021 Yılı Bütçesi | 14.12.2020


İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat Programı

"2021 Yılı Bütçesi"

Konuk- İlhan KESİCİ

FOX TV

14.12.2020


İsmail KÜÇÜKKAYA- 14 Aralık 2020; İsmail Küçükkaya'yla Demokrasi Meydanı'nda İlhan Kesici var. Devlet Planlama Teşkilatı kökenli. Türkiye'nin tanıdığım en çok okuyan isimlerden biri, herhalde biri Mehmet Barlas'tır. Böyle çok okuyan az isim var maalesef, biri de kendisidir. Dersini çok iyi çalışır; plan-bütçe zamanı az konuşur, öz konuşur. Bugün Sözcü'de manşet: İlhan Kesici, Hoş geldiniz.

İlhan KESİCİ- Çok teşekkür ediyorum.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Nasılsınız? Renkler güzel olmuş.

İlhan KESİCİ- Gayet iyiyim. Çok teşekkür ediyorum. Çok da özlemişim sizi. Yani hem bu stüdyoyu, hem sizinle uzun zamandır görüşmemiştik ama çok uygun bir zamana denk düştü.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Evet bir de iyi bir zaman oldu. Bir de bugün Sözcü'de de manşet oldunuz.

İlhan KESİCİ- Çok iyi, çok teşekkür ediyorum.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Hilal kardeşimden rica etsem. Evet, bakın: Bugün İlhan Kesici Sözcü Gazetesi'nden Aytunç Erkin'in sorularını yanıtlamış. 

Çok tartışılacağını düşündüğüm, gündem olacağını düşündüğüm açıklamalar var. Ben de satır satır okudum, notlar aldım. 

İlhan Bey onu söyleyeyim. "Pandemiden sonra Türkiye ekonomik buhran yaşayacak. 

CHP'nin ekonomi kurmayı İlhan Kesici Sözcü'ye açıkladı. İktidarın ekonomi yönetimini eleştiren Kesici, Amerika'nın 1929-1932 yılları arasında yaşadığı ekonomik buhranı, Türkiye'nin 2021'de yaşayacağını söyledi ve hiç kimsenin hoşuna gitmeyecek bazı açıklamalarda bulundu" diyor. Biraz karamsar mıyız?

İlhan KESİCİ- Hayır, biraz karamsar değil de şimdi siz sabahleyin ben sizi beklerken dışarıdaki bekleme odasında, Sabah Gazetesiydi galiba, bir kuraklık haritası verdiğiniz değil mi?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Evet. 

İlhan KESİCİ- Şimdi o budur. Yani şu anda ekonomi ile ilgili söyleyeceğimiz işler budur. Uyarma, uyandırma. Yani o bu kuraklık haritasını daha önce normal olarak bu işin uzmanları biliyor, olmalıdırlar, biliyordurlar. 

Onların ellerindeki ekipmanlar, aletler şimdi sadece gökyüzüne bakıp bunu ölçmüyorlar tabii. 

Bir yığın ölçme mekanizması var. Bizim de ekonomiyi bir yığın ölçme mekanizmamız var. Bunların ölçülebilir halleri bunlar. 

Şimdi zaten 1-2 tane, çok rakama boğmadan, yani her tarafta rakamlar havalarda uçuşuyor ama 1-2 tane bu derdimizi, yani niye böyle olduğunu, niye böyle düşündüğümüzü gösterecek bir şey söylemek isterim.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şöyle başlayalım mı İlhan Bey? Şimdi ben bu röportajı da okudum. 

En çok merak ettiğim bir rakamla başlamak istiyorum. Allah aşkınıza bize söyleyin: Bizim hazinemizde, -yani devlet hepimizin ya- aile bütçemizde, kasada ne var bizde "hazinenin rezervleri" filan deyince? Onu bir anlatır mısınız ne olur?

İlhan KESİCİ- Hay hay. Merkez Bankası rezervi diyelim biz ona. Zaten çeşitli spekülasyonlar filan da yapılıyor. 

Hem spekülasyon yapılıyor, hem doğru rakamlar da veriliyor, ikisini beraber söylemiş olalım. Bu tam tıkır, şah-ı merdan. 

Yani böyle edilir ya. Yani halk böyle boğazına filan vurur. "Tam takır" demek lazım. 

Onun ölçüsü şudur: Yani niye böyle bir şey söylemiş oldum? Bu Merkez Bankası, yani hazine rakamları, varlıklar filan uluslararası ölçülerle ölçülüyor, onların tanımları var. 

Bunlardan bir tanesi uluslararası brüt rezerv lafı var. Bir de net rezerv diye bir laf var. 

Bu çok da kafayı karıştırmaya gerek yok ama net rezerv dediğiniz, elinizdeki varlıklar. Yani keş olacak olan, nakit. Eksi 47 milyar dolar.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ne demek bu ya?

İlhan KESİCİ- Ya bu eksik 47 milyar dolar, orada bir liranız hiç olmazsa bulunmuş olması lazım. 

Başınız ağrır, dişiliği ağrır, trafik kazası geçirirsiniz -ülke anlamında söylüyorum yani.- Hiç olmazsa bir şey olmaz ki, doktor parası olsun, yol parası olsun. Yani buradan doktora gideceğimiz paramız yok. Bir de eksi 47 milyar dolar. 

İsmail KÜÇÜKKAYA- Eksi nasıl oluyor efendim?

İlhan KESİCİ- İşte bu eksi şundan oluyor: Swap'lar var. Swap'ın Merkez Bankası bilançolarında yazılma usulü var. 

Aktifi bu tarafta bir yerinde yazılıyor. Pasifi, yükümlülük bölümü bu bilançoda yazılmıyor, başka bir kayıtta tutuluyor. O yüzden burada görülmüyor. 

Ama öbür kayıtla, bu 2 kaydı yan yana getirdiğiniz zaman, eksi 47 milyar dolar. Bunun normali, yani bundan yani 1 sene önce; daha doğrusu ne ile ölçelim yani? Yani 1 sene önce bu rakam artı 5 milyar dolardı. 

O da çok düşük ama yani Şubat 2020'nin başlarında 18-20 Şubat'ta 5 milyar dolar civarındaydı. Biz ona "çok düşük" diyorduk. 

Onun normali 50 milyar dolar olması lazımdı. Normalinden gidelim siz; net rezerv olarak söylüyorum onu. 

50 milyar dolardan 5'e inmiş; hadi o zaman cebinizde bir yol parası var, doktora gidecek, hastaneye gidecek yol paranız var. 

Şimdi o -bu son swap'ları hatırlıyor muyuz?- Yani Çin'le yaptık, yapmıyoruz; Katar'la yaptık, yapmıyoruz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Onu biraz anlatır mısınız? Şimdi kabaca ben şöyle biliyorum: Swap dediğimiz şeyi bilen var, bilmeyen var. Para değiş tokuşu yapıyoruz. Katar'a biz Türk Lirası veriyoruz, oradan Katar parası alıyoruz değil mi?

İlhan KESİCİ- Evet. Normali, döviz almamız lazım. Hiç olmazsa döviz olarak dursun. Yok, onu da vermiyorlar. 

İlhan KESİCİ- Şimdi bu swap bölümünü atlayalım. Ama uluslararası brüt rezervler itibariyle de Türkiye 100 küsur milyar dolardan, şimdiki rakamı onun 85 milyar dolar civarında. 

Yani 30 milyar dolar keş kaybetmişiz. 50 milyar dolar civarında da ayrıca borçlanmışız bu usulle. Şimdi bunun sıfıra gelmesi için lazım olan rakam 100 milyar dolar neredeyse. 

Bu normali kazanıp oraysa yükleyeceksiniz. Kazanmadan yüklerseniz, borçlanıp yükleyeceksiniz. 

Bu dolar hareketlerinde ani sıçrama, milletin kalbinin atması düştü-çıktı filan demesinin sebebi, Merkez Bankasında bu işi idare edebilecek döviz olmadığını bilince, o zaman her harekette yürekler pır pır atıyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bir şey sorabilir miyim? Şimdi bu Babacan dedi ya: Ben biraz abartılı buldum ama uzmanlar da doğruluyorlar. 

Biz bunu, bu Merkez Bankası'nın rezervlerini, doları belli bir yerde sabitlemek için 100 milyar dolardan fazla âdeta Babacan'ın tabiriyle yaktık mı efendim? Ne oldu o para?

İlhan KESİCİ- Şimdi "yaktık" demek doğru olmaz. Orada 2 tane şey var. Onu bir düzeltelim. Bizim arkadaşlarımızın da bir kısmı benim yaptığım, şimdi düzelteceğim şeyi söylüyor. 

Demin söyledik, uluslararası brüt rezerv. 125 milyar dolar diye yürüyor su laf. Yani 125 milyar dolar, ta 2016 yılındaki rakamdır. 

2020'nin başında bu rakam 100 milyar dolar, 103 milyar dolar. Tamam. Şu andaki o rakamın karşılığı olan bu andaki rakam, 85 milyar dolar. 

Yani orada bir uluslararası büyük rezervin içinde döviz varlıklarınız da var, altın varlıklarınız da var, başka varlıklarınız filan da var. Bu rakamın muadili 85 milyar dolardır. 

Yani erimiş olan, burada erimiş olan rakam -105 edelim kolay olsun diye- 85; 20 milyar dolarlık burada bir erime var. 

Ama bu erime de sokağa atma anlamına gelmez. Yani bu dövizi sattınız, karşılığında Türk Lirası aldınız. O Türk Lirasıyla da bir şey yapıyorsunuz yani. 

Ekonomide onun da bir değeri var yani. Belki o yüzden böyle "sıfırlandı, yandı, bitti, kül oldu" demek doğru değil. 

Ama bu rezerv biriktirmek demek ,pahalı bir enstrüman. Yani 100 milyar dolarını koyuyorsunuz siz. 

Bu televizyonda bir kasa diyelim, yani bir özel kasa. 100 milyar dolarınızı koydunuz, orada bekliyor. Bu kötü günler için.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bizim "kefen parası" deriz ya hani.

İlhan KESİCİ- "Ülkelerin" diyelim. Bir, kötü günler için. İki, kötü adamlar size saldırı yapamasınlar diye. Yani dövizle ilgili oynayamasınlar. 

Dünyada bir yığın manipülasyon yapana var. Kötü adam da demeyelim de yani siz sırtınızdan manipülasyon yaparak para kazanacak olan insanlar. 

Onlar için, "yani bak sen bana herhangi bir saldırıda filan bulursan, elini yakarım." O 125 milyar dolar o demek. Yani şimdi o imkanımız kayboldu. 

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi ben bir işadamına bunu sorduğumda, işte bu Berat Albayrak tartışılıyordu, o daha görevdeydi. 

Dedim: "Böyle böyle." Dedi ki: İktidarla da yakın ilişkileri olan biri, "fakat ben sevmem aslında; biz ne görüşebiliyoruz, ne edebiliyoruz falan. Fakat çok eleştiriliyor; altın aldı, altın" dedi rezervlere. Bu doğru mu?

İlhan KESİCİ- Bir şey var, evet. Bir altın şeyi var. Yani işte bu brüt rezervin içinde altın varlıkları var. 

Şimdi biz şöyle diyelim: Bir, Merkez bankasının kasası boşalmış vaziyette. Bu eksi 47 milyar kötü bir durum, vahim bir durum. 

Bunun süratle, hiç olmazsa sıfırlanması, 5-10 milyar dolar civarına getirilmesi lazım. Bunun için bir ilave 50 milyar dolarlık oraya bir enjeksiyon yapmamız lazım.

İsmail KÜÇÜKKAYA- İki; daha geniş zaman olsun diye bir 50 milyar dolarda ayrıca yüklemek lazım. Net rezervlerimizin hiç olmazsa böyle bir 50 milyar dolar civarında görünmesi için. 

Şimdi, bu harcandı ama bunu da böyle Merkez Bankası rezervlerini bizim Merkez Bankası kasasında tutmuyoruz da, onun yüzde 50 küsurunu İngiltere Merkez Bankasında tutarız. Amerika'da daha düşük bir oranı var. 

Bizim İstanbul Borsası'nda var, kendi kasalarında var filan. Ama şimdi bunu şöyle bir şey edelim İsmail Bey: Burada bir sıkıntı var. 

Fakat bu sıkıntıyı sadece bu son yıla, son 1 yılda, son 2 yılda yüklersek, bence hakkaniyetli davranmış olmayız. Biraz sonra geliriz herhalde. 

İsmail KÜÇÜKKAYA- Sözünüzü balla kesebilir miyim? Dün ben Koray Aydın'la konuşmuştum. Dedi ki: Ya böyle böyle -siz de anons ettiniz ya- "bunu da bir konuşalım" dedi, o mecliste bir konuşma yapmış. 

"Sanki bu Ak Parti gelene kadar biz açtık, açıktaydık. Hiç köprü yok, yol yok, hiçbir şey yok. Hiçbir şey yapılmamış memlekette." İlhan Kesici'ye şöyle sormak istiyorum: Bakın her iktidar gibi, ben de sizin gibi düşünürüm. 

Eğriye eğri, doğruya doğru. Ak Parti iyi yaptıysa da söylemekten gocunmam, yanlış yaptıysa da eleştirmekten çekinmez. 

Bana şunu söyler misiniz efendim: Bunlar ne yaptı, neyi eksik bıraktı? İktidara Ak Parti gelmeden evvel ne vardı, ne yoktu mesela?

İlhan KESİCİ- Valla şimdi "çok bir şey yapmadılar" dersem kusuruma bakmayın. Yani aziz seyircilerimiz, dinleyicilerimiz, izleyicilerimiz de kusuruma batmasınlar. 

Şimdi Ak Parti iktidara geleli tam 18 sene oluyor, 18 yıl. Bu 18 yıl neye muadil? Türkiye'nin gördüğü bir Demokrat Parti iktidarı var: 1950-1960, 10 yıl. Rahmetli Süleyman Demirel -hepsi rahmetli, Allah mekanlarını cennet etsin- Süleyman Demirel var: 1965-1971, 5 yıl. Turgut Özal var: 1984-1989 5 yıl. 

Yani Ak Parti'nin ve Sayın Cumhurbaşkanımız Tayyip Bey'in iktidar dönemi, Demokrat Parti'nin tamamı, artı Süleyman Bey'in tamamı, artı Turgut Özal'ın tamamı olan bir yıl kadar, bir dönem kadar. 

Şimdi Büyük Atatürk 1923-1938 ve bu üç dönemi koyduğunuz zaman, Türkiye coğrafyasında iktisadi kıymet olarak her ne varsa bu 4 dönemin eseridir. 

Yani Atatürk'ün dönemi, Menderes, Süleyman Bey, Turgut Özal dönemi. Rahmetli İsmet Paşa'yı buradan çıkardım, telaffuz etmedim. Onun sebebi, İsmet Paşa dönemi olduğu gibi Cihan Harbi dönemidir. 

Yani biz, sağdaki arkadaşlarımız bu hakkı teslim etmeyiz. Yani "geldi ismet, kesildi kısmet" vesaire gibi laflar filan vardır ama İsmet Hoca geldi 1939'un başı, 1938'in sonuydu. Dünya Savaşı başladı ve 1946'ya kadar değil mi? 6 yıl kesintisiz Cihan Harbi oldu. 

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bizi savaşın dışında tuttu.

İlhan KESİCİ- Evet, en mühim iş. Sonra başka güzellikleri filan da var. O yüzden bu dört dönemi sayıyorum ben veya son dönemi alalım: Demokrat Parti, artı Adalet Partisi, artı Turgut Bey'in Anavatan Partisi, eşittir şimdiki Sayın Cumhurbaşkanımızın iktidar dönemi.

Şimdi orada bir küçük düzeltme -düzeltme değil de, düzeltme mi diyelim, tasfiye mi diyelim? Bir şey daha yapmak istiyorum. Ak Parti'nin ilk beş yıllık dönemiyle ilgili güzellemeler vardır. 

Yani başarılı bir dönemdir. Rakamlara bakılırsa, başarılı bir dönemdir. Ama Ak Parti'nin ilk 5 yılını Ak Parti hükümeti olarak saymak doğru değil. 

Şundan dolayı doğru değil:  Yani asıl Ak Parti hükümetleri, cumhurbaşkanının da Ak Parti'ye geçtiği andan itibaren almak lazım. 

2003'le 2007 arasında Türkiye'nin bir başbakanı var, Recep Tayyip Erdoğan Bey, tamam. Bir cumhurbaşkanı var, Ahmet Necdet Sezer. Ak Parti'ye karşı, yani tarafsız, bağımsız da demek doğru değil. Ak Parti'ye karşı bir insan. 

Medya ortada, yargı ortada ama Ak Parti'ye karşı gibi denilebilecek bir mekanizmada. Bürokrasi, olduğu gibi devlet bürokrasisi. 

Yani Ak Parti bürokrasi katiyen demek doğru değil. Yani müsteşarlar, Ak Partili yetkili , müsteşarlar değil, genel müdürleri değil, daire başkanları değil, vesaire. Böyle bir koalisyon saymak lazım. Zaten doğru kompozisyon budur, yani her partiden insanların olması, böyle bir dengenin bulunmuş olması. 

2007'den itibaren Abdullah Gül Bey'in Cumhurbaşkanlığı ile beraber, bütünüyle Ak Parti yönetimi başladı demek lazım. Şeyin çözülmesi de Türkiye'deki bütün dengeleri, bütün dengelerin bozulması da; geçenlerde Durmuş Yılmaz Bey, Ak Parti'nin başka bir demeç verdi, güzel bir demeç verdi.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bu arada şunu da söyleyeyim, sözünüzü balla keseyim: Durmuş Yılmaz'da yarın yine sizin saatinizle burada olacak.

İlhan KESİCİ- Çok hoş. Durmuş Yılmaz Bey'in Merkez Bankası Başkanlığı 2006-2011 yılları arasında 5 yıl. "Türkiye'deki ekonomik durum 2008'den itibaren bozulmaya başladı" dedi. Bu çok doğru bir tespit. 

Bence onun siyasal anlamı şu: 2002-2007'den itibaren, artık 2007'nin üçüncü yarısından sonundan itibaren mutlaka Ak Parti yönetimi başladı. 

Cumhurbaşkanı Ak Parti, Başbakan Ak Parti, Meclis Başkanı Ak Parti, bütün Bakanlar Kurulu Ak Parti, bürokrasi olduğu gibi Ak Parti bürokrasisine doğru; yani Ahmet Necdet Sezer varken durduruyordu. 

Bürokrasi Ak Parti, medya Ak Parti, yargı Ak Parti, ne zaman ki full Ak Parti iktidarı -yani "tek parti iktidarı" diyelim biz buna- tek parti iktidarı başladı. Ekonomide 2008'den itibaren aşağıya doğru...

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bence çok net. Koray Aydın'ın da sorusu yanıtlamış oldu.

Şimdi bir işadamı diyor ki: "Dikkatle izliyorum" diyor. Sizin de tanıdığınız bir isim. "4 sene evvel devletimizin büyükleri çağrılarda bulundular, dövizleri sattık. 3 liradan TL aldık, şimdi 8 lira. Türkiye Hazinesinin durumu da bizim yaşadığımız durumdur" diyor. Doğru mu?

İlhan KESİCİ- Çok doğru. Onu biraz daha müsaade ederseniz geriye götüreyim. Yani bu ilk 5 yılın ekonomik performansına sahip çıkan eski-yeni Ak Partili arkadaşlarımız filan var. 

Bu asıl dengenin, tüm dengelerin bozulmasının başlangıç noktası da döviz kuruyla ilgili. Döviz kuru şu: Ak Parti iktidara geldiği zaman zannediliyor ki, daha doğrusu kötü tarafı şu: Ak Partililer zannediyor ki, Ak Parti'yi yönetenler, ekonomiyi Ak Partili olarak yönetenler zannediyor ki, 2001 krizini biz çözdük. O yüzden bizim bir maharetimiz var. Yani biz çözdük. 

Halbuki bu laf külliyen yanlış bir laftır, külliyen. Sebebi, 2001 krizi dediğimiz kriz. Onun önünde bir de 99 deprem krizi var aslında. Yani deprem, milli gelirde yüzde 5 civarında ayrıca bir kriz değerinde göçük yarattı. 2001 krizi dediğiniz krizin bir haftalık bir canı var:. 

17 Şubat 2001: Milli Güvenlik Kurulu, işte Anayasa fırlatma vesaire işi. Arkadan Sayın rahmetli Bülent Ecevit'in "Bu bir devlet krizidir" demesi. 

Arkadan bazı bankaların alacaklarını muaccelliyet ... etmesi, bankalara hücum... Sayın Cumhurbaşkanımız 20 senedir, 18 senedir söylüyor: Faizler yüzde 6 bin 500'ü bulmuştu gecelik faizler filan. Bir gece, tek bir gece. Yani 21 Şubat 2001, tek bir gecede böyle bir şey oldu. 

Ondan sonra işler düzene girdi. Niye işler düzene girdi? O hali görünce genel dünya dengesi -yine bu Ak Partili arkadaşlarımızın kanaatlerinin aksine bir şey söyleyeyim- IMF, yani dünya finansman dengesinden de bir anlamda sorumlu gibi hisseden kendisini IMF açıktan dedi ki: "Türkiye'ye 50 milyar dolarlık bir destekle sisteme gireceğiz" dedi. 

Bu, bütün dünyayı, yani Türkiye'den alacaklarını tahsile hazırlanan, bize çullanacak olan, bütün bizim borçlu olanların alacaklı olduğu şeyleri de durdurdu. 

Sonra bize 2 yıl içerisinde 35 milyar dolar para kullandık biz IMF kaynaklarından; 35 milyar dolar. O zamanki milli gelir şu demek: 250 milyar dolar gibi. 35'i 250 milyar dolara bölelim. Yüzde 15 gibi bir rakam çıkar. 

Bugünün milli geliri 800 milyar diyelim. Bunun yüzde 15'i 120 milyar dolar. O şu: Bugünün parasıyla diyelim ki IMF veya başka bir yer dese ki: "Ben Türkiye'nin içinde bulunduğu duruma el koyuyorum. Daha doğrusu ilgileniyorum. 120 milyar dolarlık bir kaynağı da Türkiye'ye tahsis edeceğim" dese, bir günde düzelir bu işlerimiz öyle değil mi? Yani kur 8 liraysa mesela, 4 liraya iner.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bize çok net anlattınız; hem tarihi perspektif, kronoloji. 

Şimdi Bursa'dan bir izleyenim, siz zamanında Bursa'ya gitmişsiniz, "esnafım" ben diyor. "Tokalaşmışlığımız da vardır" diyor. 

Siz öyle birçok toplantılarda tokalaşırsınız, öpersiniz filan. "Esnafın durumunu çok iyi bilir." Esnafı soracağım size. "Çünkü pandemi zamanında kapandık, kapandım ama açım" diyor. Köylüyü soracağım, bunları soracağım.

Bir de efendim bundan 2 hafta önce miydi, 3 hafta önce miydi, Ankara'ya gittim, CHP lideriyle yayın yaptım. Orada sonra dedi ki yayın bittiğinde: "Buyurun size bir kahve ikram edeyim, biraz sohbet edelim" dedi.

İlhan KESİCİ- Sizi sever, siz de seversiniz...

İsmail KÜÇÜKKAYA- Kılıçdaroğlu, danışmanı ve ben kahve içtik. Orada da böyle bir kitap gördüm: Yorgaki Effimianidis yazmış, Cihan İktisat Buhranı Önünde Türkiye. 

Yani biz 1929 Buhranında ne yaşadık? Kılıçdaroğlu bunu okuyordu, bunu size soracağım. Bu bana çok çarpıcı geldi. Neden? Çünkü sizin bugün Sözcü'de Aytunç Erkin'in sorularını yanıtlarken de böyle bir benzetme yapıyorsunuz.

İlhan KESİCİ- Orada o birinci sayfa, burada değil ama manşette bu kitap var.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Dolayısıyla bunu biraz size sormak istiyorum: Şöyle göstereyim. Bir reklama gideceğiz şimdi. Reklamdan sonra bunları konuşacağız: Esnafı, köylüyü...

İlhan KESİCİ- Orada fotoğrafa bakın, o kitap.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Dolayısıyla bunları reklam arasından sonra sevgili Türkiye'm; İlhan Kesici ile sohbetimiz reklamlardan sonra devam edecek.

Efendim günaydın, hoş geldiniz. Günün Adı şu: 14 Aralık 2020, günlerden pazartesi. İsmail Küçükkaya ile Demokrasi Meydanı ve Türkiye'nin tablosu...

İlhan Kesici'ye o kadar çok soru, mesaj, selam var ki; tek tek söylersem haberlere zaman kalmaz. 

Size bakın köylüyü soracağım, esnafı soracağım. Bir devlet sorusu soracağım, onu aktarayım. Koray Aydın'ın sözleri ile ilgili verdiğiniz yanıta ilişkin çok sayıda mesaj geliyor, onu soracağım. Kaya Erdem'in bir kitabı var.

İlhan KESİCİ- Bir de bir faiz sorun, faiz.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Faiz soracağım, tamam. "Neden başaramıyoruz?" diye bir soru işareti Kaya Erdem'den, onu da soracağım. 

Peki o halde İlhan Kesici'ye şöyle soralım: Hani "kitabın ortasından" derler ya, bu işin müsebbibi kim? Yani geldiğimiz noktada Türkiye şimdi Ak Parti zamanında da ilk başlarda böyle güzel parlıyordu. 

Tabii sizin altını çizdirdiğinizi biliyorum. Yani dünyanın konjonktürü, Türkiye'nin reformları, eski dönem hükümetlerinin işbirlikleri ama bunlar da, Ak Parti'de de bir şeyler yaptılar. İyi gidiyordu. Müsebbibi kim?

İlhan KESİCİ- Valla müsebbibi devlet yönetimi; ona öyle diyelim. Yani devleti kim yönetiyorsa o. 

Bu, herhangi bir muzaffer kazanıldığı zaman, ordular meydan muharebeleri kazandığı zaman zafer tacını kimin başına geçiyorlar? Baş komutanın başına değil mi? 

Hükümdar, padişah, başkomutan; zafer ona ait. Ortada bir yenilgi olursa -yani bu şey anlamında söylemiyorum. 

Yani diyelim ki ekonomiyle ilgili bir yenilgi, ekonomiyle ilgili bir mağlubiyet olursa, sıradan itibaren Sayın Başbakan, arkadan ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı, arkadan ekonomiyle ilgili bakanlar ve bunların oluşturduğu ekonomi bürokrasisi, yüksek ekonomi bürokrasisi demek lazım. 

Yani bu. Şimdi bizde, eskiden bizim devletimizde, yani 1961 Anayasası'nın getirdiği 2 tane büyük yüksek kurul var Türkiye'ye. Bir tanesi, Milli Güvenlik Kuruludur. 

Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında; Başbakan, 5 bakan, Genelkurmay Başkanının başkanlığında Genelkurmay Başkanı, 4 kuvvet komutanı. Onun şeyinde bir değişiklik yapıldı, normal. 

Onun ekonomi ile ilgili versiyonu, bölümü Yüksek Planlama Kuruludur. Yüksek Planlama Kurulu. Başbakan başkanlığında 4 tane bakan masanın bu yüzünde; öbür yüzünde de Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı ve şimdiki adıyla 3 tane müsteşar yardımcısı. 

Biz, yani Yüksek Planlama Kurulu'nda bakanlarla eşit olarak oturuyorduk. Şimdi bu, aynı zamanda Hazine Müsteşarı, Maliye Müsteşarı, Merkez Bankası Başkanı, diğer ekonomi bürokrasinin yüksek bürokrasisini ve uzmanlarını da bu toplantılara davet ederiz. Bir tam ay, sabah 9'da başlar bu toplantılar Başbakan da dahil olmak üzere...

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bugün?

İlhan KESİCİ- Şimdi sıfır. Şimdi buradan Namık Kemal'e atmayalım. Yani bundan 150 sene önce...

İsmail KÜÇÜKKAYA- "Vatan yahut Silistre" diyeceğiz.

İlhan KESİCİ- Hayır. Diyor ki: Barika-i hakikat, hakikat gerçeği, müsademe-i efkardan doğar, fikirlerin birbiriyle çarpışmasından doğar. Yüksek Planlama Kurulu demek, o demek. Planlama Müsteşarı bir şey der, Merkez Bankası Başkanı ona itiraz eder, Hazine Müsteşarı ona itiraz eder, Maliye Müsteşarı ona itiraz eder. Görevleri budur yani.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi yok mu?

İlhan KESİCİ- Sıfır.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Nasıl karar alınıyor?

İlhan KESİCİ- Nasıl karar aldıklarını bilmiyorum ama hiç öyle yok.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Devam edelim. Biraz böyle ekonomi, alt başlıkları; esnaf, köylü, faiz. Bütün bunları soracağım. 

Milli Gazete: "Yoksulla rantı yarışıyor. Terazinin bir kefesinde artan milyoner sayıları, diğer kefesinde işsiz ve yoksullar" diyor bir haber analist.

Şimdi şöyle sormak istiyorum:  Şimdi bize bir önce şu faizi anlatır mısınız? Hazinenin kasasını sordum ya size, bir de ahalinin anlayacağı şekilde rica edeceğim. Biz faize ne ödüyoruz?

İlhan KESİCİ- Ben de bir ahali olduğum için ben anlıyorum. Ben ne anladınız?

Bu kitap -size göstereyim- 2020 yılı. Eskiden biz Devlet Planlama Teşkilatı yazıyorduk, "DPT programı" diyorduk. Şimdi cumhurbaşkanlığı yıllık program. Bu, bu sene çıktı, bütçede dağıttılar. 

Şimdi bu kitabın 64 üncü sayfasında bütçenin gelirleri var, bütçenin harcamaları var. Bu kalemlerden bir tanesi, faiz giderleri. Burada yazılan rakam 179 milyar 542; küsuratını atın, 180 milyar lira faiz gideri var bu bütçede. Peki, 180 milyar lira ne demek, şöyle bir bakalım:. 

180 milyar lirayı 365'e bölün, sonra o da gün olsun; günde kaç lira ödüyoruz? Onu da 24 saatte bölelim. Bir saatte demek ki 180 bölü 365, bölü 24; eşittir 20 milyon Türk Lirası. 

Bunu da dolara bölelim: 7 milyon dolar. Her saat başı o dolarlar nereye gidiyor? Her saat başı -ben şimdi 09:20'de başladım. Allah nasip eder, ölmez sağ kalırsak 10:20'de çıkacağım. Bu bir saatte Türkiye Cumhuriyeti Devleti 3 milyon dolar faiz ödüyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Her bir saatte?

İlhan KESİCİ- Evet, bir saatte. Peki bu senenin bir saati mi? Kaç sene oldu Ak Parti iktidara geleli? 18 sene, çarpı 365 gün, çarpı 24, eşittir: 157 bin saat eder. 157 bin saat. 

Bu 157 bin saatin ortalaması da bunun içerisinde Ali Babacan Bey var, Abdullah Gül Bey var, Tayyip Erdoğan Bey var,. Ahmet Davutoğlu Bey var, Binali Yıldırım Bey var, bütün bakanları var. 157 bin saatin tamamında, her saat 3,1 milyon dolar faiz ödedik kardeşim.

Peki bunu ne yapalım? Bunu bir de şöyle edelim: Siz vergi veriyor, ben devlet memuruyum. Ömrüm bütün devlet memuruydu. Şimdi de zaten memur gibi alıyoruz maaşlarımızı. Ben memur statüsündeyim. 

Bizgillerden, bengillerden 3 milyon var, 3 milyon memur var. Ücretli -muhtemelen siz ücretli statüsündesiniz- sizgillerden 14 milyon var. Bir 3 milyon da serbest meslek mensuplarımız var; doktorlarımız, mühendislerimiz, avukatlarımız, neyse yani serbest meslek mensubu; etti 20. 1 milyon da çırak, vesaire onların ayrı bir statüsü var.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Vergi ödüyoruz...

İlhan KESİCİ- Hah, kaç lira ödemiş olabiliriz? Tamamımızın, 21 milyon insanın ödediği gelir vergisini...

İsmail KÜÇÜKKAYA- 100 milyar diyeyim mesela.

İlhan KESİCİ- işte mesela 190.  Yani 20 biz 21 milyon insandan aldıkları vergi, eşittir faiz kardeşim. Buradan ekmek çıkmaz. Bu batılır kardeşim. 

Ortaokulda, ortaokul matematik kitaplarında havuz hesabı vardır ya; musluğu açtınız, saniyede şu kadar su aktı. Bir de orada havuzda bir delik var, o da saniyede bu kadar delikten su akıyor.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bir şey sorabilir miyim? Aklıma geldi de, sözünüzü kestim ama İlhan Bey benim gördüğüm bu tablo -tabii müsebbibi dediğiniz gibi yönetenler- fakat ben ne hissediyorum biliyor musunuz? Bunu ne Ak Parti çözebilir, ne MHP çözebilir, ne CHP çözebilir. Bunu nasıl çözeceğiz biz?

İlhan KESİCİ- Bana göre de, yani ben katılıyorum sana. Şimdi bu hiçbir partinin kendi ekonomi bürokrasiyle, hiçbir partinin kendi kafalarının toplamıyla çözülebilecek bir mesele değil. 

Bu çok büyük bir mesele. Yani bu aynı zamanda neyi icap ediyor biliyor musun? Şuradan ufak tefek bu stüdyoda ya bu saksıyı burada koymayalım, buraya alalım, öbürünü buraya... Hiç... 

İsmail KÜÇÜKKAYA- Kozmetik değil.

İlhan KESİCİ- Vızıltı. Yani biz milli mücadelede kardeşim ne yaptık?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Tekalifi milliye yaptık.

İlhan KESİCİ- Oraya gelmeyelim, o ayrı bir şey. Süpürge tohumu yedik biz, anladın mı? Süpürge tohumu... Çadırlarda oturduk. 

Yani Türkiye gerçekten çadırlarda oturacak, gerekiyorsa süpürge tohumu; süpürgeden ileriye gelelim: Kuru soğan-ekmek yiyeceğiz, bu işi çözeceğiz. Bu anca böyle çözülür.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bence anlaşıldı. Şimdi kısa kısa gidebilir miyiz? Bakın, biraz önce söylediniz: 3 milyon da şöyle var, 14 milyon çalışan var benim gibi. 

Türkiye, Avrupa ülkelerine kıyasla asgari ücretle ne durumda? Bugünlerde tam da zamanı çünkü. Bakın Almanya'da brüt asgari ücret 1584 Euro, Fransa'da 1539, İspanya'da 1108, Polonya'da 583 Euro. Bulgaristan'da, bakın Bulgaristan'da 311 Euro, Türkiye'de 310 Euro. Nasıl geçinecek bu insanlar?

İlhan KESİCİ- Hayır geçinemiyor. Yani işte bizim şimdi önerimiz var: Özellikle Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu Bey çok vurgulu yapıyor asgari ücret ilgili 3 bin 100 lira ve vergi alınmaması istikametinde. 

3 bin 100 lira demek, 7'ye bölerseniz hiç olmazsa bir 700 Euro filan gibi bir rakam çıkar ama asıl bu İsmail -izleyicilerimiz de katılsınlar bence yani bu işe- meselenin hangi çapta ciddi olduğunu -yani demek söylediğimiz faiz rakamı- önce bunu bir algılamamız lazım. 

Her seviyedeki insanımızın algılamalı ve ondan sonra bunun altına gireceğiz. Yani nasıl sırtlanacaksak, öyle gireceğiz. İşin çapı bu.

İsmail KÜÇÜKKAYA- "Milyonerlerin mevduatı 10 ayda 670 milyar lira arttı." Bir de fakat aslında biz zengin bir ülkeyiz. Bereketli topraklardayız ama bunu adil dağıtmıyoruz ki.

İlhan KESİCİ- İki şey: Sizin sabah programınızı ben yolda gelirken arabada canlı yayında dinliyordum. Gelir dağılımına çok vurgu yapıyorsunuz, çok doğru ediyorsunuz. Aslında bu dünyanın da -şimdi bir de bir kitap hazırlıyoruz, bir ara sohbet ederiz...

İsmail KÜÇÜKKAYA- Kitap çıktığı gün gelin yayına lütfen.

İlhan KESİCİ- Burada olmalıyız. Mart; aşağı yukarı bu martta buradayız.

Şimdi dünya da buna benzeyen ülkelere yardım etmeli. Yani biz asgari ücreti nasıl veriyoruz kendi insanlarımıza veya asgari ücretten de farklı olmak üzere bir geçim sağlıyoruz. 

Dünyanın zengin ülkeleri de, dünyanın fakir ülkelerine böyle bir yardımda bulunmaları lazım. Niye? Somali nasıl kalkınacak? Veyahut ona benzeyen Bangladeş, Pakistan vesaire...

Eğitim... Onların eğitilebilir olması için geçti 30 sene. Bilmem adalet, demokrasi filan... 

Hiç olmazsa o insanları böyle açlığa, sefilliğe, sefalete mahkum etmeyeceksin. Bunun benzeri bizde. Burada devlet, bizde devlet baba. 

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bir şey sorabilir miyim? Devlet dediniz ya, ben bir zamanlar -tabii medya patronluktan çıkınca ziyarete gittik biz Doğan Şentürk ile birlikte Aydın Doğan;: tabii önemli bir isim. 

Ziyarete gittik, çay, kahve, yemek yedik. Artık medya patronu olmadığı için "hadi gidelim" dedik. Sohbet ediyorduk.

İlhan KESİCİ- Ama Aydın Bey'e patronken de gidilir.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Biz medyada olduğumuz için yanlış anlaşılır, dedikodu filan çıkar diye gitmezdik öyle. Fakat ayrıldı, gittik; sohbet ediyoruz, güzel sorular sordu,  pek çok sorular sorduk. 

Sonra da şunu dedi: Hikmeti hükümet İsmail Bey, devlet aklı dediğimiz şey... Şimdi biz eleştirirken, çözüm önerisi de sunmamız gerekiyor. Sizin ben devlete bakışınızı bilmez değilim. Biraz bunu anlatır mısınız bize bir parça? Bu devlet, buradan çıkış. 

Şimdi partiler gelip geçici çünkü. Biliyorum ben, Ak Parti olmayacak yarın, bir gün. Bana birazcık bunu anlatır mısınız?

İlhan KESİCİ- Valla devlet şimdi bu nasıl anlatayım. 1 milyon kitap çıkıyor o, Daron Acemoğlu vesaire filan. 

Onlara benzeyen insanlarla -bu Türkiye'de daha bilinir olduğu için söylüyorum onu. 1 milyon kitap, aşağı yukarı bin yılını. İki bin yılını dünyadaki bütün ülkelerin, özellikle son bin yılına ait veriler var ellerinde. 

Bu verilerden çıkardıkları sonuçlardan bir tanesi şu: Kurum olacak, kurumlar. Yani devlet kurumlar olacak. Kurumlar arası ilişkiler olacak. Bu kurumlar arası ilişkiler düzgün, iyi çalışan bir şey olacak. Sonra bu kurumları doldurduğunuz insan sermayesi, insanlar, nitelikli insanlar, iyi yetişmiş insanlar olacak. 

Şimdi son dönemlerde Türkiye'de kurum diye bir şey yok bence. Yani kurumların en başında gelenlerinden birisine, Anayasa Mahkemesi; parlamentoyu hariç tutuyorum. Yani yasama, yargı filan diye bölersek, Anayasa Mahkemesi. 

Anayasa Mahkemesi bir karar aldı. En yüksek mahkeme, onun üstünde başka mahkeme yok. İngilizcesi de supreme court mesela; yüce mahkeme. 

Bizde bu ona Anayasa Mahkemesi demişiz. Anayasa'ya göre Türkiye'nin yörüngeden çıkmamasını gözetmekle mükellef. "Ben bunun kararını tanımıyorum" dedi alttaki bir mahkeme.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Adalet Bakanı bile isyan ediyor.

İlhan KESİCİ- Böyle bir şey olur mu?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bu çok önemli. Mesela Osman Kavala meselesi; bakın çok detaya girmeyeceğim, yargısı devam ediyor ama o gibi pek çok dava da var.

İlhan KESİCİ- Osman Kavala. Bizim Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu Bey, hemen hemen hemen her vesileyle filan söylüyor. Doğru söylüyor. Yani bu Kemal Bey'in Osman Kavala herhangi bir suçu yoktur anlamında söylenen bir laf değil. Aşağı yukarı 5 yıldır galiba tutuklu duruyor. 

İsmail KÜÇÜKKAYA- 1140 gün falan yaklaşık. 

İlhan KESİCİ- İşte 3 yıl. Yani neden yattığını da, neden bu kadar tutuklu olduğunu da doğru dürüst biliyor değiliz. En azından ben de bilmiyorum. 

Yani ne olması lazım? Niye tutuyorlar içerde? Kaçabilir. Ya kaçabilir mi kardeşim? Devlet dediğiniz şey istemezse havada uçan kuş, yerlerde sürünen yılan adım atamaz. Devlet budur, adım atamaz. 

Şimdi kaçırmamak senin işin. Böyle devlete rağmen devlet istemeyecek, Osman Kavala kaçacak. Dünyada böyle bir şey mi var?

Şimdi Sadi Şirazi var. Aslında bence sanki Türkmen asıllı Horasanlı ama o zamanın üniversal dili, şimdinin İngilizce dili gibi bizim o coğrafyada Farsça yazıyor. 

Bunun "Bostan ve Gülistan" diye, 1250'lerde yazdığı hükümdarlara nasıl Machiavelli İtalyan kralına akıllar veriyor "şöyle ?tm? prensim, böyle etme prensim? diye.  Sadi Şirazi, bizim Kutad Gubilik...

İsmail KÜÇÜKKAYA- Yusuf Has Hacip.

İlhan KESİCİ- Kutlu bilgiler, bunlar da hükümdarlara akıl veren insanlar yani. Sadi Şirazi'de şöyle bir laf var, diyor ki: "Hükümdar göz yummazsa, eşkıya kervan basamaz."

İsmail KÜÇÜKKAYA- Müthiş.

İlhan KESİCİ- Basar mı? Basamaz. Hükümdar göz yummazsa, eşkıya kervan basamaz. Devlet budur kardeşim.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Güzel, başka söze gerek yok. Bir de esnaf soracağım size, bir geçelim. Sizin sürenizi uzatacağım biraz. 

Ne diyordu? Biraz sonra bunları konuşacağım. Gazetelere dönelim Savaş: Gazetelerde esnaf ve tarım haberleri vardı, onları soracağım.

Bu arada bir şey söyleyeceğim: Gazetelerde sürekli -işte Kılıçdaroğlu ben onla kahve içerken de söyledi- Ekonomi Masası, Ekonomi Masası diyor. Bu nedir ya Allah aşkınıza?

İlhan KESİCİ- Ekonomi masası yaklaşık bir yıl filan önce Ak Parti cenahından bize gelen eleştirilerden "yani siz ekonomiyi nasıl çözeceksiniz, nasıl çözeceksiniz?" filan gibi şeyler var. 

Kemal Bey aslında kendisi de bizzat yani şimdi parti genel başkanlarının içerisinde Kemal Bey'in, Kemal Kılıçdaroğlu Beyin, Sayın Genel Başkanın ekonomi müktesebatında kimse yok. Öyle değil mi? 

Kemal Bey, hesap uzman yardımcılığı sınavına girmiş, uzman yardımcısı olmuş, 5 sene çalışmış, uzman olmuş. Daha sonra Maliye Bakanlığı'nda Şube Müdürü, Daire Başkanı, Gelirler Genel Müdürü olmuş; 20 inci senesinde Genel Müdür Yardımcısı. 

Daha sonra BAĞ-KUR ve SSK'nın, iki büyük sosyal güvenlik kuruluşunun genel müdürlüğünü yapmış.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bunları geçebilir miyiz?

İlhan KESİCİ- Şimdi bu işin önemini biliyor. O zaman dedi ki: Ya bu teker teker, İlhan Bey, Faik Bey, Ahmet Bey, Mehmet Bey filan olmasın. 

Bütün bizim bu işlerle ilgili arkadaşlarımızı bir masa etrafında toplayalım. Sanki bir ekonomi yönetimiymiş gibi ve adına da "Ekonomi Masası" diyelim. 

Bu, ara ara ara basın toplantısı yapsın, ekonomi gazetecileri ile konuşsun, vesaire. 5-6 arkadaş toplam bu işle görevlendirildik. İşte ben varım Planlama Müsteşarı, Faik Bey var Hazine Müsteşarı ,Akif Bey var Gelirler Genel Müdürü, Selin Sayek Böke var ekonomi profesörü, Lale Hanım var finans profesörü, vesaire. 

Daha sonra şimdiki sayısı 22'ye çıktı filvaki.  Abdüllatif Şener Bey var hem Maliye Bakanı hem...

İsmail KÜÇÜKKAYA- Anladım, toplanıyorsunuz, kararlar alıyorsunuz.

İlhan KESİCİ- Sonra bunu 22'ye çıkardık, en son bu 22 kişi. Her hafta bir kere toplanıyoruz çarşamba günü genellikle. 

Salı günü gruplar olur, çarşamba günü biz toplanırız. Şimdi bu. Sonra bunu daha kuvvetlendirici şeyler aldık. Hukukçu arkadaş, hukuki işlerin hukuki yönleri ile ilgili olan arkadaş, ticaret içerisinde olan arkadaşlar var.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Ben bunu sabaha kadar dinlerim de başka sorular soracağım. Bir şey soracağım: Şimdi sizi dinlerken aklıma geldi. 

Uzun yıllardır tanıyorum ya, CHP mesela iktidara gelse bu ortaklarıyla, İyi Parti'yle, Saadet Partisi ile, kim varsa ittifaklarla; ülkeyi yönetebilirler mi?

İlhan KESİCİ- Elbette, şüphesiz ama bir şartım var: Katiyen partizan olmamak. Partizan olunmayacak. CHP'de, tek başına da olsa partizanlık yapmayacak. Millet İttifakı olarak da yapsa partizanlık yapmayacak, partizan olmayacak.

Çünkü Türkiye'nin asıl kadroları, partili olmayan kadrolar İsmail Bey. Yani partilerden insanlar haz etmiyor; yani sebepleri çözüldü.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Şimdi, Türkiye Gazetesi'nde bir haber gördüm bugün: "Çiftçiye can suyu. Cumhurbaşkanı Erdoğan devreye girdi. Çiftçinin 5 milyar liralık borcu yeniden yapılandırılacak" diyor.

Soru şu: Çiftçi.

İlhan KESİCİ- Yine şimdi bugünkü kitabı alayım ben Cumhurbaşkanlığı, bunun tarım sayfası var. Şimdi 2009 galiba, 2009 yılında zannediyorum, Ak Parti hükümeti çiftçiye destekle ilgili, tarıma destekle ilgili kanun çıkardı. İsmail Bey, kanun...

Bu kanun diyor ki: Tarıma çiftçiye destek, milli gelirin yüzde birinden aşağıya düşemez. Yani iyi niyetliler, çok güzel bir kanun. Ak Parti'ye de buradan şey verelim. Şimdi bu 5.5-5.6 trilyon lira gibidir milli gelirimiz bizim. Yüzde biri 56 milyar Türk Lirası eder. Peki, bu kitapta yazı yazan ne? Normal olarak yüzde birini verse yüzde 56. Bu kitapta yazan ne? 22. 

Yani bu kitap, Cumhurbaşkanlığı 2021 Yılı Yıllık Programı kanuna aykırı bir iş yapıyor; kanuna, kendi çıkardıkları kanuna... Kanun diyor ki: "Çiftçiye destek, tarıma destek milli gelirin yüzde birinden az olamaz." Bunu rakama ben çevireyim, 56 milyar Türk Lirası eder. Burada yazıyor 22 milyar Türk Lirası. Bu geçen sene de böyleydi, ondan evvelki sene de öyleydi. 

Şimdi evvelki seneyi söylememin sebebi şu: Bu böyle olunca ne olmuş oluyor? Çiftçi toprağına küstü kardeşim, bakmıyor, yüzüne bakmıyor toprağın. Zaten ekmiyor da, ekmemeye başladılar. Besici hayvanını sevmemeye başladı.

Hâlbuki ben benim mesela dedelerim, amcam Zara'da, hâlâ en büyük amcam Zara'da. Şimdi bunu peki biz ne yapıyoruz? Yani çiftçiye destek vermezsen verme, keyfin bilir. 

Ama sonunda ne yaptın? Saman ithal ettin değil mi? Nereden? Bulgaristan'dan. Başka ne ithal ettin? Pamuk ithal ettik. Nerden? Yunanistan'dan. 

Yahu Türkiye'nin -şimdi bu doğuyu insanlarımızın önemli bölümü bilmeyebilir- Doğuda Muş ovaları var. 

Alparslan 1, Alparslan 2 Barajları suları, dünyanın en münbit ovalarından birisidir. Aşağı in, Batman ovaları var. Bu GAP kapsamında "sol sahil sulama, sağ sahil sulaması" diye tabir ettiğimiz ovalar, Batman ovaları fışkırıyor. 

Geleneksel Amik Ovası var, Çukurova var, Denizli ovaları var, Aydın ovaları var, Denizli Baklan ovaları var... Ya bunlar duruyor. biz Bulgaristan'dan... Dağlık bir memleket Bulgaristan, anladın mı? Bu ovaların zekatı etmez Bulgaristan. Niye ediyoruz? 

Onlar, bizim aldığımız, bizim verdiğimiz tarımsal desteğin Avrupa Birliği fonlarından tam 10 kat fazla destek alıyorlar. Yani Yunanistan'ın, Bulgaristan'ın çiftçisi, bizim çiftçimizden, besicimizden daha parlak olduğu için değil, devletin onlara müzahir olduğu, verdiği destek dolayısıyla. 

Biz de vermezsek. Kardeşim sen vermezsen; yani bizim çiftçiden desteği vermediğin saman, yeteri kadar saman üretemedik. Ne olacak? Bulgaristan'dan aldık, 105 bin ton. 105 bin ton. Peki ne oldu? Bulgaristan çiftçisine teşvik vermiş oluyoruz, öyle mi?

Kendi çiftçimize vermiyorsunuz ama ithal ettiğiniz zaman Bulgaristan çiftçisine veriyorsunuz. Kendi besicinize vermediğiniz zaman ne oluyor?

Bak şimdi ben ortada olayım, Türkiye yerinde olayım, sağ elim Avustralya Kıtası olsun, dünyanın öbür ucu Pasifik'te. Avustralya'dan kırmızı et alıyoruz. Sol elimde dünyanın öbür ucu olsun, Latin Amerika olsun yani. O da Pasifik Okyanusunda olsun.

Oradaki Brezilya ve Arjantin'den de beyaz et ithal ediyoruz kardeşim. Kendi besicine vermiyorsun, Avustralya'daki besiciye veriyorsun. Brezilya'daki, Arjantin'deki bir besiciye veriyorsun. Bunun altı üstü gelir mi ya?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bursa'dan Selahattin Bey yazdı ya, esnaf: "Pandemi var. Bana "kapatın" diyorlar, kapatıyorum. Peki ama açım" diyor esnaf.

İlhan KESİCİ- Şimdi ben Bursa milletvekili olarak Bursa'ya hizmet ettim. Şimdi o zaman ben bir formül buldum bu çok insanın elini sıkma; 35 bin evde benim fotoğrafım var.

İsmail KÜÇÜKKAYA- Adam dedi ya: "Elini sıkmışlığım var" diye. 

İlhan KESİCİ- Polaroid, 2 fotoğrafçı tuttuk. Başka televizyonumuz filan yok, 2 fotoğrafçı. Polaroid makinalar vardı, "şık" diye hemen çekip veriyordu dakikasında. 35 bin polaroid fotoğraf verdim ben insanlara. 

Dün bu Merkel, Avrupa Birliği, Türkiye'ye müeyyideleri vesaire filan konuştu falan ya, tam o arada Merkel, Almanya yeniden bu esnaflarla ilgili olmak üzere, özellikle küçük esnaf, orta boy esnaf filan bunlarla ilgili olmak üzere 10 bin Euro'luk hibe veriyor.

Bir kişi çalıştırana 14 bin Euro; bir kişi çalıştırmayan, bir tek kendi çalışan, tek başına çalışansa 10 bin. Devlet bugün için var. Yani devlet şimdi demin söylediğimize bir ilave daha yapayım, devlet esprisiyle ilgili:

Bilge Kağan, Göktürk İmparatorluğu, sene 650-635, vesaire. Taş Orhun Anıtları var ya. Taşın üstüne yazı yazmış. O yazdığı Orhun Abidesi demek, Bilge Kağan kendini övüyor. "Ben aslanım, kaplanım; Tanrı beni yarattı, Türk Budunu topladı. Ama övme sebebi şu: Nasıl övüyor? "Kaşım karaydı, gözüm elaydı" demiyor. 

"Ey Türk Budunu; aç idin, seni doyurdum. Çıplak idin, seni giydirdim. Dağınık idin, seni derledim, topladım, kucakladım, bir büyük ulus haline getirdim, bir büyük budun haline getirdim. 

Demek ki devlet başkanı neyle övünecek? Çiftçisini aç bırakmayacak, esnafını aç bırakmayacak. Öbürünü, işçisini işsiz bırakmayacak. 

İşi olana, işini kaybettirmeyecek, işi olmayana iş bulacak. Devlet bu; yoksa öbürü ne? Saltanat, öyle değil mi? Saltanatı babam da yapar rahmetli. 

İsmail KÜÇÜKKAYA- İlhan Bey çok teşekkür ediyorum. Süremizde doldu. Size aslında 10:20 demiştim ama biraz uzattım affınıza sığınarak.

Gelen soruları görüyorum, müthiş sorular geliyor. Son cümlenizi alabilir miyim? Şimdi umutsuz olmayalım. Bugün Selçuk Şirin de söyledi, gençler umutsuz. 

Son bir cümleyle; ben umutluyum çünkü, geleceğe dair umudum bu topraklardan, bu toprakların insanlarından.

İlhan KESİCİ- Ben tabii şimdi politikadaki insanlarımızı da tanıyorum. Politika dışındaki insanlarla da çok temasım falan var. Türkiye'nin en iyi yetişmiş insanları, kalabalıklar halinde politikaya soğuklar.

Bunlar içerisinde gençler, şimdi senin sabahki canlı yayınında öyle kulağıma çarptı sen anlatırken. Türkiye'de 650-700 bin lise mezunu var işsiz. 

650-700 bin teknik lise mezunu var, işsiz. 700-750 bin üniversite mezunu var, işsiz. Türkiye'nin bütün insan kaynakları bunlar, öyle değil mi?

İsmail KÜÇÜKKAYA- Bunlara iş bulmamız lazım.

İlhan KESİCİ- Bunlara hem iş bulmamız lazım, hem bu ülkede önüne iyi yetişmiş olmaları halinde torpilli kimse geçemez, akraba, kayırmacılığıyla kimse geçemez. Bilmem, hatırla, gönülle bu insanların hak ettikleri ellerinden alınamaz. Bu iklimi vermemiz lazım.

İsmail KÜÇÜKKAYA- İlhan Kesici, çok teşekkür ediyorum Demokrasi Meydanı'na katkınız için.