Keisici'yi Dinlerken

Naci Akın | Manisa Son Haber | 08.07.2020

Sayın İlhan Kesici, çıktığı televizyon programlarında, verdiği mülakatlarda ya da bütçe maratonunda çıktığı meclis kürsüsünde son yıllarda siyasette alışık olmadığımız, kavgacılıktan uzak, zarif üslubu, nezaketi, merhum Demirel'i anımsatan fıkra ve anekdotlarla konuşmasını zenginleştirerek kırıp dökmeden yaptığı ince muhalefetiyle ve rakamları konuşturmasıyla muhalif, muvafık herkesin takdirini topluyordu.

Dostluğumu bilenler hemen telefona sarılıp izledin mi diye söze giriyor ve düşüncelerini ardı, ardına sıralıyorlardı.  

Hatta Akhisar'da, Salihli, Kırkağaç, Üsküdar, Ankara ve daha birçok yerde tiryakileri bile vardı. Hiç sektirmezler, program biter bitmez hemen telefona sarılırlardı. Ben de TBMM bütçe konuşmalarına getirdiği renk ve kaliteden dolayı 3.12.2015 deki yazımda görüşlerimi dile getirmiştim.

            Geçtiğimiz hafta başında, Sözcü gazetesindeki geniş mülakatı ve ardı ardına Habertürk ve Tele1'deki uzun soluklu söyleşilerinde her zamankinden farklı ve daha iddialı bir İlhan Kesici gördük.

Üslubu, zarafeti, kelimeleri özenle seçişi aynıydı. Bir farkla ki; kendi partisi hakkında da özeleştiri yaptı, hatta özeleştiriden de öte bir dil kullandı ama kimseyi incitmedi.

Ekonomi konusundaki söylediklerine tümüyle katılırım, her zamanki doğruları söyledi hem hükümeti hem de iş alemini uyardı.

Ancak bugün ekonomiyi konuşmayacağım, siyaset konuşacağım, cümle aralarındaki saklı gündemini yakalamaya çalışacağım.

            Siyasetin dilini eleştirdi. Hem sayın Cumhurbaşkanı ve AKP sözcüleri hem de CHP genel başkanını ve CHP sözcülerinin öfke dilini kullanmasının yanlış olduğunu söyledi. Kendilerinin de bu dili kullanmakla, AKP'nin tuzağına düştüğünü, 2002'den beri yerel, genel, halk oylaması ve cumhurbaşkanlığı seçimleri dahil her seçimde Sayın Erdoğan'a oy veren kitlenin iktidardan mustarip bile olsa kendisine yöneltilen öfke dili karşısında hemen kemikleşip konsolide olduğunu söyledi.

Bu söze ancak şapka çıkarılır, zira bunun gerçekliği tecrübeyle sabittir.

            2011 genel seçimleri, ben DP Manisa liste başı adayıyım. Sayın Namık Kemal Zeybek Demirci'de miting yapıyor. Kente girmeden önce seçim otobüsünde Demirci hakkında bilgi verdim. Demirci'nin 1950 seçimlerinde DP'ye %85 oy vererek Fethiye'yle birlikte Türkiye rekoru kırdığını, Menderes ve DP sevdalısı olduğunu, halkının mütedeyyin olduğunu, AKP iktidarından bir şey görmediklerini ancak Erdoğan'ı sevdiklerini söyledim.

Erdoğan'a yüklenmemesini, Menderes ve Demirel'in eserlerinden söz etmesini, Demirci Akıncılarına ve Kuvayı Milliyeden söz etmesinin yeterli olacağını ifade ettim. Esasen biz ilk kez kendi ilçelerinden birinin liste başı olması nedeniyle halk bize sahip çıkıyordu ve meydanı doldurmuşlardı.

Kalabalığı gören Zeybek, adeta yol boyunca anlattıklarımı unuttu, aşka geldi, Erdoğan'a yüklendikçe yüklendi. Ne Amerikancılığı ne serveti, ne de angut kuşu benzetmesi kaldı. Yerin dibine girdim, hiç de tarzım olmayan bir üslup ve gereksiz bir sürü laf salatası sonucu vatandaşlar birer birer meydanı terk ettikleri gibi, sandıklarda da umduğumuzu bulamadık.

Bu da Sayın Kesici'nin ne kadar haklı bir noktaya temas ettiğinin kanıtıdır.

            Yapay Ayasofya gündemini anlaşılır bir şekilde açıklayan da Sayın Kesici oldu. Ne oldu da birdenbire Ayasofya meselesi gündeme yeniden geldi?

Zaten Ayasofya merhum Demirel'in başbakanlığında 8 Ağustos 1980 günü Ayasofya'da ezan okunmaya ve Hünkar Mahfilinde namaz kılınmaya başlandı.

12 Eylül darbesinde yeniden eski haline gelse bile Mesut Yılmaz'ın başbakan olduğu dönemde yeniden Demirel'inkine benzer bir formülle namaz kılınabilir hale geldi. Peki bugün koparılan yaygara niyedir? Bu tribünlere oynama gündemidir.

            Sayın Kesici'nin Fatih tablosu ve İmamoğlu hakkındaki sözleri de çok ilginçtir. Daha Habertürk TV'de bu konuyu açtığı ilk anda bu konunun Kesici'yi gündeme taşıyacağını düşünmüştüm. Haklı da çıktım, birkaç gündür TV'ler ondan söz etmeye başladılar. Benim bir başka değerlendirmem de şudur;

Kesici İmamoğlu'nu eleştirmekle demokrat kimliğini öne çıkararak objektif kalabilmenin ve kendi partisinin yanlışını söyleyebilmenin de önemine vurgu yapmaktadır. Böylelikle CHP dışındaki seçmen kitlesine de mesaj vermektedir.

            Sayın Kesici CHP milletvekili olduğu günden bu yana ilk kez bazı konularda çok açık ve net konuştu. Örneğin CHP adayı olana dek CHP'ye oy vermediğini söyledi.

Merkez sağ gelenekten geldiğini bugüne kadar bu kadar açık söylemedi. Demirel'in rahle-i tedrisinden yetiştiğini gizlemedi. Kendi partisinin sözcülerinin aksine kavgacı değil, uzlaşmacı, öfkeli değil sağduyulu olduğunu söyledi.

            Peki bu kadar sözden sonra İlhan Kesici sonuç olarak ne demek istedi? Ne yapmak istiyor? Amacı nedir? TV'leri izliyorum. Bana göre unvanları ne olursa olsun, Türkiye siyasetini okuma becerisinden yoksun, sadece laf üretme ve ahkam kesme becerisi olan kimileri Kesici'nin çıkışlarını kendi işlerine geldiği yöne çekmeye ve kafaları bulandırmaya çalışıyorlar. Peki sen ne anlıyorsun derseniz, kendi yorumlarımı da katarak izah edeyim.

            Sayın Kılıçdaroğlu'nun bütün iyi niyetli gayretlerine rağmen, Türkiye'de CHP ve CHP taraftarları, medya destekçileri, geçmiş hatalarıyla yüzleşip, saplantılarından kurtulmadıkça, demokratlığı öne çıkarıp gerçek anlamda sosyal demokrat olmadıkça, çifte standarttan vaz geçmedikçe, DP ve Menderes düşmanlarını, darbeci zihniyettekileri temizlemedikçe ağzıyla kuş tutsa %25 üzerine çıkamaz.

İyi Parti deseniz hala kimliğini bulamamıştır, MHP seçmeninden beklediği oyu koparamamıştır. Aldığı          % 9 oyun büyük çoğunluğu merkez sağ seçmendendir. Oysa hala ülkücülüğü öne çıkararak merkez sağdan aldığı oyları kaybetmektedir. AKP'nin Milli Görüş geleneğinden gelen ve Sayın Erdoğan'la birlikte siyasi kimlik kazanan yeni seçmenlerin haricindeki oylarının tamamı merkez sağ seçmenlerindir.

            Merkez sağ ise bölük pörçüktür. Demokrat Parti sesini duyuramamaktadır. Meclisteki tek temsilcisi Genel Başkan Sayın Gültekin Uysal kürsüde doğru şeylerden söz etse de gündeme çıkacak atılımı bir türlü yapamamaktadır.

Oysa iddia ediyorum Türkiye'nin en yetkin, en vatanperver, en tecrübeli, siyaseti en iyi bilen kadroları merkez sağdadır. Bu kadrolar ne yazık ki atıl beklemektedirler. Merkez sağdaki en ufak bir kıvılcım ateşi yeniden yakacaktır. Atıl bekleyen kadrolar yeniden elini taşın altına koyacaklar, küskünler baba ocağına döneceklerdir.

            Bana göre İlhan Kesici bu boşluğu görmüştür. Siyasete başladığı yerde devam etme arzusundadır ve stratejisini buna göre belirlemektedir. Bunu Demokrat Partililer de Doğru Yolcular da Çoban Ateşi öncüleri de görmelidirler. Birlikte rahmet ve bereket, ayrılıkta azap vardır. Kalın sağlıcakla?